Balçik – Tenha Yuva Sarayı’ndaki Botanik Bahçe

balcik01

Kuzeydoğu Bulgaristan’da yer alan Balçık, deniz başkenti olan Varna’nın 40 km kuzeydoğusunda bulunuyor. Eskiden kendisine Beyaz şehir denilirmiş, zira güzel beyaz tepeler arasında bulunmaktadır. Şehir, kadim zamanlardan günümüze kadar cazibesini daima korumuş. Balçık’ın güzel tabiatı ile kadim tarihi, yazarların, şairlerin ve ressamların hep ilham kaynağı olmuş. Balçık, günümüzde Karadeniz’in en çok ziyaret edilen tatil merkezlerinden biridir. Şehre gelen ziyaretçiler ve turistler müzeleri, resim galerisini, taş merdivenleri, çeşmeleri ve Romanya kraliçesi Maria Alexandrina Victoria de Edinburgh’un büyüleyici Tenha Yuva Sarayı’nı ziyaret edebilirler. Kuzey Karadeniz’in temel atraksiyonlarından sayılan saray, 100 ulusal turistik mekan listesinde bulunuyor. Binalar ve park, sarayın iki temel unsurunu teşkil ediyor. Sarayı ziyarete gelenler ve turistler için onun sırlı mekanlarını gezmek gerçekten bir maceradır. Sadece büyüleyici mimarisi ve zengin parkı değil, aynı zamanda büyük ve uzun ömürlü çiçeklerin bulunduğu ve temellerini 1955’te Ord. Prof. Daki Yordanov’un attığı Botanik Bahçe’si de ilgi çekicidir.
Botanik Bahçe, çiçek ve bitkilerin bilimsel amaçla yetiştirildiği, tasnif edildiği ve belgelendiği bir yer. Burada, inanılmaz renk ve şekil çeşitliliğine sahip bitkiler yetiştiriliyor. Atraksiyonlardan biri de bir dönümlük açık arazide tanıtılan büyük çaplı kaktüslerden oluşan koleksiyondur. Bu koleksiyon, Monako’daki koleksiyondan sonra Avrupa’da türünün ikincisi sayılır. Bahçedeki seralarda, hentbol topu büyüklüğünde limonların yanı sıra muz, papaya gibi daha başka birçok ekzotik meyve yetişiyor.
Tenha Yuva Sarayı’nın ana girişinden içeri girerken, güzel yapılmış demir kapılar görüyoruz. Tam onların yanı başında palmiye saksıları görüyoruz. Bunların koleksiyonu, bazıları 50 yaşın üzerindedir, tüm komplekste 33 türden oluşuyor. Demir kapılardan içeri giriyoruz ve birkaç merdiven çıkarak Gümüş Pınar adında bir kuyunun bulunduğu küçük bir meydana çıkıyoruz. Kuyu, adını daima soğuk ve içmek için uygun olan gümüş rengine benzeyen sudan almış. Kuyunun güneyinde bulunan kapılardan geçiyoruz ve “Cennet Bahçesi” adlı bahçeye giriyoruz. Bu bahçenin kuzeyinde bulunan duvarın ortasında üç kurnalı taş çeşme görünüyor. Yazın bu bahçenin manzarası, çiçeklerin mevsimine göre her ay değişiyor. Burada, türleri 250’nin üzerinde olan kaktüs bahçesi de yer alıyor. Bazı türlerinin yüksekliği 5 metreyi geçiyor ve böyleleri buradan başka Avrupa’da sadece Monako’daki “Ekzotik Bahçe”de bulunuyor. Sarayın güneybatı kıyısındaki terasların solundaki merdivenlerden yokuş aşağı iniyoruz ve karşımıza birbirinden büyüleyici yeni manzaralar çıkıyor. Bu merdivenlerden inerek girdiğimiz bu bölüm, uzunluğu bakımından üç büyük terasa ayrılıyor ve her biri muhteşem çiçek bahçesine çevirilmiş. İlk teras üzerinde doğuya doğru yürüyoruz. Banyoyu geçerek güzel bir taş hıyabandan (iki tarafı ağaç dikili yol) gidiyoruz. Bol bol açan “Beyaz Kremler Hıyabanı”nın yanından geçiyoruz. Her iki tarafa da konulmuş eski birer Hint vazosu var. Bahçenin en alt kısmına ta denize kadar inerek, orada şeker ağacını görüyoruz. Şeker ağacının meyveleri yemek için kullanılıyor, bu meyvelerden Çin’de alkolizme karşı ilaç üretildiği biliniyor.
Bahçenin bu bölümünü başka bir bölümden ayıran yüksek taş duvarın yanına geliyoruz, buraya büyük iki kanatlı demir kapılardan giriyoruz. Burası ‘Mavi Dalga’ bahçesi. Burada Rozarium denilen gül bahçesi bulunuyor ve 34 aşılanmış gül çeşidi yetiştiriliyor. İleriye doğru gidiyoruz ve “Prens Tomislav’ın Köşkü” denilen dörtgen şeklindeki başka bir bahçeye giriyoruz. Bu bahçeden çıkarak, Roma tarzında yapılmış tek kemerli bir taş köprü üzerine çıkıyoruz. Öyle bir manzara var ki, tasvir edilemez. Bulunduğumuz yerden yaklaşık 50 metre ileride tek bir şelaleden akan berrak sular dökülüyor ve yaz güneşinin ışınlarının verdiği ısıyla, sanki eritilmiş gümüş dökülüyor gibi bir görünüm arzediyor. Şelalenin iki tarafından akan sulardan oluşan dere, etrafında çok sayıda gölgeli söğüt ağaçları olan yüksek kıyılarla çevrilmiş. Buranın birkaç metre batısında tamamen Doğu tarzında inşa edilen ve üzerinde cami minaresini andıran bir kulenin dikildiği, başka bir bina daha yükseliyor. Buradan yürüyerek Kara Dalga denilen yapıya gidildiği biliniyor. “İnci Çiçekleri Hıyabanı” denilen hıyabana vardığımızda orada kauçuk ağacını görüyoruz. Bir başka hıyabandan aşağı iniyoruz ve başka bir köprüye çıkıyoruz. Karşıda taştan bir köşk yapılmış. Yukarı doğru devam ediyoruz. Girişin hemen önünde sert gövdeli daima yeşil duran güney ağaçlarından olan porsuk ağaçları var. Porsuk ağaçları yaklaşık 4 bin yıl yaşıyor, vatanları ise Çin’dir.
Böylece, Tenha Yuva Sarayı’nın Botanik Bahçe’sindeki ziyaretimizi tamamladık. Sarayın gerçekte tam ne ifade ettiğini anlamak için, tasviri mümkün olmayan içindeki diğer şeyleri kendi gözlerinizle görmeniz gerekiyor.