<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Ümit Degisi</title>
	<atom:link href="http://umitdergisi.com/tr/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>http://umitdergisi.com/tr</link>
	<description>Aylık Aile, Çocuk ve Kültür Dergisi</description>
	<lastBuildDate>Wed, 25 Apr 2012 11:04:04 +0000</lastBuildDate>
	<language>en</language>
	<sy:updatePeriod>hourly</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>1</sy:updateFrequency>
	<generator>http://wordpress.org/?v=3.2.1</generator>
		<item>
		<title>Nisan ayının hatırlattıkları</title>
		<link>http://umitdergisi.com/tr/2012/04/nisan-ayinin-hatirlattiklari-2/</link>
		<comments>http://umitdergisi.com/tr/2012/04/nisan-ayinin-hatirlattiklari-2/#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 25 Apr 2012 10:58:58 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[EDİTÖR'DEN]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://umitdergisi.com/tr/?p=2961</guid>
		<description><![CDATA[Baharın “Artık geldim!” dediği aydır Nisan. Rengârenk çiçeklerin açtığı, meyvelerin tomurcuklandığı, böceklerin yuvalarından dışarıya çıktığı, tabiatın beyaz elbisesini çıkarıp yeşil tondaki elbisesini giydiği aydır. Çiçek, kuş ve yağmur&#8230; Üçü bir araya gelince bayram olur. Çiçekler, o derin kış uykusundan uyanmış, yeni bir yıla merhaba demiştir çoktan. Onları en çok neşelendiren de tatlı tatlı yağan nisan [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Baharın “Artık geldim!” dediği aydır Nisan. Rengârenk çiçeklerin açtığı, meyvelerin tomurcuklandığı, böceklerin yuvalarından dışarıya çıktığı, tabiatın beyaz elbisesini çıkarıp yeşil tondaki elbisesini giydiği aydır.<br />
Çiçek, kuş ve yağmur&#8230;<br />
Üçü bir araya gelince bayram olur.<br />
Çiçekler, o derin kış uykusundan uyanmış, yeni bir yıla merhaba demiştir çoktan. Onları en çok neşelendiren de tatlı tatlı yağan nisan yağmurlarıdır.<span id="more-2961"></span><br />
Yağmur, çiçeğe düşer.<br />
Yağmur, buğdaya düşer.<br />
Yağmur, kalbimize, gözümüze, ellerimize, saçlarımıza düşer.<br />
Bu yağmur, inceciktir, yumuşaktır. Okşayarak, severek ve incitmeden yağar sonsuz rahmet deryasından. Bu yağmuru pencere önlerinden seyretmeyiz. Kuşlarla, çiçeklerle, börtü böcekle beraber tabiatın içinde karşılarız yağmuru.<br />
Korkmayın, nisan yağmurlarından. Nisan yağmurlarıyla ıslansın saçlarınız ve ardından çekin içinize toprağın kokusunu. Sizin coşkulu şarkılarınıza eşlik eden kuşları fark edin. Rengârenk çiçeklerle süsleyin evinizi, odanızı, bahçenizi, sınıfınızı. Uçurtmalarınızı salıverin mavi göklere.<br />
Masallarınızı çiçeklendirdikten sonra üç tane fidan alın, saksıya veya bahçeye dikin ya da arkadaşlarınıza hediye edin. Karanfil, yasemin, zambak, leylak, manolya, erguvan, menekşe, gül, papatya &#8230; sizleri bekliyordur bir yerlerde.<br />
Bu yıl piknikleriniz daha farklı olacak. Pikniğe giderken Ümit Derginizi de yanınıza alacaksınız. Ailenizle beraber okuyabilirsiniz. İyi piknikler sizlere.<br />
Bol güneşli, yağmurlu, bereket ve güzellik dolu günlerinizi Ümit derginiz ile doldurmanızı diliyoruz. Kendinize ve derginize iyi bakın.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://umitdergisi.com/tr/2012/04/nisan-ayinin-hatirlattiklari-2/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Hayatın İlk Yılları ve Televizyon</title>
		<link>http://umitdergisi.com/tr/2012/04/hayatin-ilk-yillari-ve-televizyon/</link>
		<comments>http://umitdergisi.com/tr/2012/04/hayatin-ilk-yillari-ve-televizyon/#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 25 Apr 2012 10:57:55 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[AİLE]]></category>
		<category><![CDATA[Ana Sayfa]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://umitdergisi.com/tr/?p=2958</guid>
		<description><![CDATA[20. yüzyılın en büyük buluşları arasında kitle iletişim araçları yer almaktadır. Hepimiz az çok, kitle iletişim araçlarının tesirinde kalırız. Bu tesir olumlu ve olumsuz olabilmektedir. Kitle iletişim araçları içerisinde en önemli yeri şüphesiz, televizyon almaktadır. Tv, insanlık tarihi adına büyük gelişmelere vesile olmuş ve günümüzde de tesirleri tartışılmaz bir noktada yerini korumaktadır. Aile hayatı; tv, [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>20. yüzyılın en büyük buluşları arasında kitle iletişim araçları yer almaktadır. Hepimiz az çok, kitle iletişim araçlarının tesirinde kalırız. Bu tesir olumlu ve olumsuz olabilmektedir. Kitle iletişim araçları içerisinde en önemli yeri şüphesiz, televizyon almaktadır. Tv, insanlık tarihi adına büyük gelişmelere vesile olmuş ve günümüzde de tesirleri tartışılmaz bir noktada yerini korumaktadır.<br />
Aile hayatı; tv, evlerde yerini almadan önce ve aldıktan sonra olmak üzere ikiye ayrılabilir. Yetişkin ferde, aileye veya topluma olan tesirlerini bu yazının değerlendirme alanı dışında tutup tv-çocuk münasebetini ele alarak, tv’nin çocuklar üzerindeki tesirlerini vurgulayacağız.<br />
Televizyonun en büyük tesiri, şüphesiz 0-3 yaşları arasında olmaktadır. Çünkü bu yaşlar hayat boyu kullanılacak bazı psiko-sosyal ve psiko-motor özelliklerin kazanıldığı çok önemli bir devredir. Bu devrede oluşabilecek herhangi bir problem, bütün hayata tesir etmektedir. <span id="more-2958"></span></p>
<p><strong>Tv’nin 0-3 yaş grubuna tesirleri</strong><br />
0-3 yaş için tv bazı durumlarda ciddi sıkıntıların kaynağı olabilmektedir. Aşağıda sıraladığımız bazı sebeplerden anne-babalar çocuklarına yeterince vakit ayıramamakta ve 0-3 yaş çocuklarını tv ile baş başa bırakmaktadırlar. Bu sebepler; ailelerin sosyo-ekonomik zorlukları, çalışan annelerin durumu, anne-babaların kendilerine ait problemleri, yapılması gereken ev işleri, anne-babaların sosyo-ekonomik zorluklardan dolayı ek işlerde çalışmaları, anne-babalardan birinin veya ev içerisindeki bireylerden birinin kronik hastalığı, ailelerin kendi psiko-sosyal ihtiyaçları için zaman ayıramaması, anne-babaların psikiyatrik problemleri, bebeğin istenmeyen hamilelik sonucu doğmuş olması, çocuğun fizikî bir hastalığının olması ve buna benzer sayacağımız onlarca sebep günümüz ailesine tesir etmektedir. Bu sebepler dolayısıyla, anne-babalar isteyerek veya istemeyerek çocuğu ile fazla ilgilenememekte ve çocuğu ile ilgilenme fizikî bakımdan (karnını doyurma, altını temizleme vb) öteye fazla geçmemektedir. Bu durumda bazı çocuklar, tv ile daha çok haşir neşir olmaktadır.<br />
Bu dönemde çocukların hissî doyum sağlaması ve onun ile her bakımdan ilgilenilmesi onda sağlam ve güçlü bir psikolojik yapının oluşmasına zemin hazırlar. Bebeği okşamak, kucaklamak, onun ile konuşmak, sevildiğini hissettirmek, oynamak, birlikte vakit geçirmek, onu gezdirmek, çocuğun gelişimine çok büyük katkılarda bulunur. Bebek ile vakit geçirmek, onun insanlar arası ilişkilere yabancılaşmasını engeller ve ilgilenen bakıcısı vasıtası ile önce karşısındaki bireyi, aile ortamını ve yavaş yavaş sosyal çevresini tanımasını sağlar. Bu ilişki ile önce anneye bir bağlanma gelişir. Bu durum anne karnında başlar ve bebeklik döneminde devam eder. Çocuk kendisine bakım veren(ler) aracılığı ile iletişim geliştirmeye, kendini ifade etmeye, ihtiyaçlarını anlatmaya başlar. Giderek sosyal ortamın gereklerini yaparak çevresinde bulunan insanlar ile diyaloğa girmeye başlar.<br />
Tv niçin, küçük çocuklar için daha sakıncalıdır? Çünkü çocuğun sosyal ve hissî eksikliği telâfi edeceği arkadaş ve sosyal ortamı yoktur. Çocuğun konuşmak veya vakit geçirmek için gideceği ikinci bir ortamı yoktur. Bu eksikliği telafi edebilecek psiko-motor, psiko-sosyal yeterlilik henüz gelişmemiş olup alternatif bir gelişim ortamı bulunmamaktadır.<br />
Tv karşısında fazla kalan (etkilenme çocuktan çocuğa değişmekle beraber ortalama günlük bir saatin üzerinde) 0-3 yaş arası çocuk, ailede ve özellikle de bakım veren kişide, eşlik eden yukarıda saydığımız diğer tesirler de varsa, sosyal gelişim (hissî etkileşim ve karşılık verme, sosyal ortamlara uyum, insanlar ile ilgilenme, onlara yakınlık gösterme, yaşıtlarına ilgi vb) ve iletişim (konuşma, anlamlı jest ve mimikler, heceleme, agulama, ses çıkarma, cümle kurma vb.) için gerekli olan fonksiyonların gelişiminde gecikmeler veya yetersizlikler görülür. Bu duruma yani diyalog bozukluğuna yol açabilecek diğer sebeplerin olup olmadığı çocuk psikiyatristleri tarafından incelenmelidir. Bebeklerle ilgilenilerek geçirilecek vakti, tv karşısında geçirilecek zamanın alması son derece sakıncalıdır.<br />
Sonuç olarak anne-babaların aşırı tv izleyen çocuklar için tv’den onları tamamen mahrum etmek yerine, onların tv izleme süresini dengelemeleri uygun olacaktır.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://umitdergisi.com/tr/2012/04/hayatin-ilk-yillari-ve-televizyon/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>BU SES SİZİN Mİ?</title>
		<link>http://umitdergisi.com/tr/2012/04/bu-ses-sizin-mi/</link>
		<comments>http://umitdergisi.com/tr/2012/04/bu-ses-sizin-mi/#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 25 Apr 2012 10:55:39 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[NE? NİÇİN? NASIL?]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://umitdergisi.com/tr/?p=2955</guid>
		<description><![CDATA[Bir gün sesinizi kaydedip dinleyiniz. Bu, ben miyim diyeceksiniz. Büyük ihtimalle de sesinizi çok farklı bulacaksınız. Sesinizi siz başka, arkadaşlarınız başka duyar. Yani sizin duyduğunuz ses ile arkadaşınızın duyduğu ses farklıdır. Kaydedip dinlediğiniz ve beğenmediğiniz ses, arkadaşınızın her zaman duyduğu sestir. Peki neden siz farklı arkadaşınız farklı sesi duyar? Sesiniz boğazınızda üretildikten sonra, ağzınızdan dışarı [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Bir gün sesinizi kaydedip dinleyiniz. Bu, ben miyim diyeceksiniz. Büyük ihtimalle de sesinizi çok farklı bulacaksınız. Sesinizi siz başka, arkadaşlarınız başka duyar. Yani sizin duyduğunuz ses ile arkadaşınızın duyduğu ses farklıdır. Kaydedip dinlediğiniz ve beğenmediğiniz ses, arkadaşınızın her zaman duyduğu sestir. Peki neden siz farklı arkadaşınız farklı sesi duyar? Sesiniz boğazınızda üretildikten sonra, ağzınızdan dışarı çıkıp, kulağınıza dışarıdan dolaşıp gitmez. Direk boğazdan kulağa et ve kemiklerden geçerek gider. Fakat arkadaşınıza ses havadan geçerek gider. Ses havada farklı, et ve kemikte farklı yayıldığı için siz ve arkadaşınız sizin sesinizi farklı duyarsınız. Harika değil mi?</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://umitdergisi.com/tr/2012/04/bu-ses-sizin-mi/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>DNA NEDİR VE NEYE BENZER?</title>
		<link>http://umitdergisi.com/tr/2012/04/dna-nedir-ve-neye-benzer/</link>
		<comments>http://umitdergisi.com/tr/2012/04/dna-nedir-ve-neye-benzer/#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 25 Apr 2012 10:54:48 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[NE? NİÇİN? NASIL?]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://umitdergisi.com/tr/?p=2952</guid>
		<description><![CDATA[DNA, ‘deoksiribo nükleik asit’ isimli molekül grubunun kısaltılmışıdır. Hücrelerimizde bulunur. Bize ait bütün bilgiler bu DNA’da saklıdır. Saçımızın rengi, boyumuzun uzunluğu, tırnaklarımızın şekli gibi vücudumuza ait bütün bilgiler DNA’da saklıdır. DNA, ancak çok güçlü elektron mikroskopları ile görülebilir. İplik şeklindedir ve birbirine sarılı iki zincire benzer. Vücudumuzdaki bütün DNA iplikçiklerini uç uca eklesek dünya ile [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>DNA, ‘deoksiribo nükleik asit’ isimli molekül grubunun kısaltılmışıdır. Hücrelerimizde bulunur. Bize ait bütün bilgiler bu DNA’da saklıdır. Saçımızın rengi, boyumuzun uzunluğu, tırnaklarımızın şekli gibi vücudumuza ait bütün bilgiler DNA’da saklıdır. DNA, ancak çok güçlü elektron mikroskopları ile görülebilir. İplik şeklindedir ve birbirine sarılı iki zincire benzer. Vücudumuzdaki bütün DNA iplikçiklerini uç uca eklesek dünya ile ay arasını 6,000 defa gider geliriz!</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://umitdergisi.com/tr/2012/04/dna-nedir-ve-neye-benzer/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>ÜÇ KALPLİ CANLI OLUR MU?</title>
		<link>http://umitdergisi.com/tr/2012/04/uc-kalpli-canli-olur-mu/</link>
		<comments>http://umitdergisi.com/tr/2012/04/uc-kalpli-canli-olur-mu/#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 25 Apr 2012 10:53:46 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[NE? NİÇİN? NASIL?]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://umitdergisi.com/tr/?p=2949</guid>
		<description><![CDATA[Olur, olur. Dünya dört yüz binden fazla canlı türü ile süslenmiştir. Her canlı da çok mükemmel olarak yaratılmıştır. Çok ilginç canlılardan bir tanesi de kanı mavi renkli olan mürekkep balığıdır. Kanında bakır fazla olduğundan mavi rengini almıştır. Bu balığın çok büyük bir kalbi vardır. Daha doğrusu tek gibi gözükse de üç kalpten oluşuyor. İki tanesi [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Olur, olur. Dünya dört yüz binden fazla canlı türü ile süslenmiştir. Her canlı da çok mükemmel olarak yaratılmıştır. Çok ilginç canlılardan bir tanesi de kanı mavi renkli olan mürekkep balığıdır. Kanında bakır fazla olduğundan mavi rengini almıştır. Bu balığın çok büyük bir kalbi vardır. Daha doğrusu tek gibi gözükse de üç kalpten oluşuyor. İki tanesi kanı, temizlenmesi için ciğerlere gönderiyor. Bir tanesi de kanı, vücudun diğer organlarına pompalıyor. Mürekkep balığının savunması da çok ilginçtir. Düşmanından korunmak için siyah renkli bir sıvı püskürtür, boya dağılıncaya kadar mürekkep balığı da bulunduğu yerden kaçar.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://umitdergisi.com/tr/2012/04/uc-kalpli-canli-olur-mu/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>GÜNEŞ, KARI NİÇİN ERİTEMİYOR?</title>
		<link>http://umitdergisi.com/tr/2012/04/gunes-kari-nicin-eritemiyor/</link>
		<comments>http://umitdergisi.com/tr/2012/04/gunes-kari-nicin-eritemiyor/#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 25 Apr 2012 10:52:47 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[NE? NİÇİN? NASIL?]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://umitdergisi.com/tr/?p=2946</guid>
		<description><![CDATA[Bir miktar kar alıp güneşe koyalım. Bir süre sonra kar erir. Karı eriten güneş mi? Hayır. Kar, etraftaki sıcak hava ve içinde bulunduğu kabın sıcaklığından dolayı erir. Peki güneş niçin karı eritemiyor? Çünkü kar, üzerine düşen güneş ışığının %90’ını yansıtır. Çok az bir kısmını emer. Kar bildiğiniz gibi bembeyazdır. Beyaz cisimler güneş ışığını yansıttığından fazla [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Bir miktar kar alıp güneşe koyalım. Bir süre sonra kar erir. Karı eriten güneş mi? Hayır. Kar, etraftaki sıcak hava ve içinde bulunduğu kabın sıcaklığından dolayı erir. Peki güneş niçin karı eritemiyor? Çünkü kar, üzerine düşen güneş ışığının %90’ını yansıtır. Çok az bir kısmını emer. Kar bildiğiniz gibi bembeyazdır. Beyaz cisimler güneş ışığını yansıttığından fazla ısınmazlar. Yazları beyaz veya açık renkli giysileri tercih etmemizin sebebi de budur. Yazın dağ başlarında kar olduğunu biliyorsunuz. Bunun iki sebebi vardır: Birincisi, yükseklerde havanın soğuk olması; ikincisi, karın güneş ışığını yansıtıp emmemesidir.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://umitdergisi.com/tr/2012/04/gunes-kari-nicin-eritemiyor/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Yoncanın Bereketi</title>
		<link>http://umitdergisi.com/tr/2012/04/yoncanin-bereketi/</link>
		<comments>http://umitdergisi.com/tr/2012/04/yoncanin-bereketi/#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 25 Apr 2012 10:51:48 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Ana Sayfa]]></category>
		<category><![CDATA[Araştırma]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://umitdergisi.com/tr/?p=2943</guid>
		<description><![CDATA[Hikâyemiz; içtiğimiz sütün, yediğimiz etin kaynaklarından biri olan yonca bitkisine dâir&#8230; İnsan hayatı bir açıdan hayvanların varlığıyla nasıl alâkadar kılınmışsa, hayvanların hayatını devam ettirebilmesi de bitkilerle bağlantılı kılınmıştır. Ancak hayvanlara rızık olarak yaratılan muhtelif bitkiler içerisinden sadece yoncanın adı alınmıştır. Bu, ona yem bitkilerinin kraliçesi unvanını vermek için tek başına yeter. Çok sayıdaki yem bitkisi [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Hikâyemiz; içtiğimiz sütün, yediğimiz etin kaynaklarından biri olan yonca bitkisine dâir&#8230; İnsan hayatı bir açıdan hayvanların varlığıyla nasıl alâkadar kılınmışsa, hayvanların hayatını devam ettirebilmesi de bitkilerle bağlantılı kılınmıştır. Ancak hayvanlara rızık olarak yaratılan muhtelif bitkiler içerisinden sadece yoncanın adı alınmıştır. Bu, ona yem bitkilerinin kraliçesi unvanını vermek için tek başına yeter. <span id="more-2943"></span></p>
<p><strong>Çok sayıdaki yem bitkisi arasından, neden yonca seçilmiştir?</strong><br />
Yonca, eski dünya olarak bilinen Avrupa içlerinden, Japonya’ya, oradan Kuzey Afrika’ya kadar geniş bir coğrafyada yetişir. Yemlerin kraliçesi, kendisine bahşedilen üstün uyum kabiliyeti sayesinde kumlarla kaplı çöllerden buzlarla kaplı alanlara kadar çok farklı ekolojik şartlar altında hayatiyetini sürdürür. Bilindiği kadarıyla, yonca 3300 yıldır tarımı yapılan bir yem bitkisidir. Bazısı bir yıl, bazısı onlarca yıl ömür süren 60 yonca türü; her bir türün de, ayrı renk ve görünüşe sahip binlerce çeşidi vardır.<br />
Bütün yem bitkileriyle kıyaslandığında yonca, protein ve vitamin bakımından daha fazla besin değeri taşır. Ayrıca, hem son derece lezzetli hem de sindirim değeri yüksek olduğundan onunla beslenen hayvanlar, âdeta süt pınarı, et deposu olur ve diğerlerine nispetle daha fazla yavru verir. Yonca, hayvanlara sadece yeşil olarak yedirilmez; bin yıldır olduğu gibi kurutularak veya günümüzde olduğu gibi suyundan arındırılmış pelet hâlinde depolanmak suretiyle yıl boyu kullanılır. Böyle olunca yonca günümüzde en fazla yetiştirilen yem bitkilerinin başında gelmektedir.</p>
<p><strong>İnsana da faydalı</strong><br />
Yonca, sahip olduğu hususiyetleri itibarıyla insanlar için de oldukça faydalıdır. Bu yüzden bazı ülkelerde taze yaprakları ve sürgünleri çiğ olarak tüketilmektedir. Yüksek besin değeri sebebiyle vücuda kuvvet ve enerji verir; kansızlığa iyi gelir. Yonca yaprakları, içindeki protein, vitamin ve minerallerden dolayı kapsül veya toz hâline getirilerek günümüzde diyet katkı maddesi olarak kullanılmaktadır. Ayrıca, yüksek oranda lif ihtiva ettiğinden, kolesterol seviyesinin kontrolünde yardımcı olur. Yonca yaprakları, kan ve karaciğeri temizleyici özelliği bulunan saponinleri de ihtiva eder. Ancak diğer tıbbî özelliği olan bitkiler gibi uzman kontrolünde kullanılması gerektiğini ve azının yarar, çoğunun zarar olduğunu unutmamamız gerekir.</p>
<p><strong>Yoncanın yoldaşı bakteriler</strong><br />
Yonca köklerinde bulunan küçük yumrularda (nodozite) azot bağlayan bakteriler (Rhizobium sp.) bulunur. Yonca, bakteriyi beslerken, o da yoncanın ihtiyaç duyduğu havadaki azotu bağlar. Yonca azotun ancak bir kısmını kullanırken, geri kalan kısmı toprakta birikir. Böylece, toprak zenginleşir. Tohumlar ekilmeden önce bakteri kültürü ile aşılanırsa, o zaman yonca daha hızlı gelişir. Köklerde daha fazla yumru oluştuğundan toprağa bağlanan azot miktarı da tabiî olarak artar. O sebeple yoncadan sonra ekilen ürün, bereketlenir. Derinlere inebilen kök sistemiyle donatıldıklarından, bir yonca kökünden çıkan gövde sayısı, 25’e kadar çıkabilir. Yonca toprak yüzeyini boşluk kalmayacak şekilde kaplar. Toprağı öyle sarar sarmalar ki, bu hâliyle rüzgâr ve sudan mütevellit erozyonu önler.<br />
Yonca fideleri, çok hassastır. Bundan dolayı, ilkbahar ve sonbahar soğukları dikkate alınarak ekim, tam zamanında yapılmalıdır. Bu husus dikkate alındığında, kar, kış ve aşırı sıcaklar ona tesir etmez. Yonca, toprak ve iklim açısından da fazla seçici değildir; sıcaklığı -50 dereceye düşen Alaska’dan tutun da, sıcaklığı 60 dereceye ulaşan Kalifornia’nın Ölüm Vadisi’ne kadar hemen her yerde canlılığını koruyabilir. Nispeten tuzlu su kullanılan Suudi Arabistan çöllerinde bile yonca yetişir. Ancak toprak ne kadar derin, verimli ve sulanabilir ise, o kadar gürbüzleşir, çiftçiyi de o kadar memnun eder. Hele yetiştiği bölgenin iklimi de elverişli ise, çiftçinin emeği karşılıksız kalmaz.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://umitdergisi.com/tr/2012/04/yoncanin-bereketi/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Rodop Dağları: Dört mevsim misafirperverliğe açık</title>
		<link>http://umitdergisi.com/tr/2012/04/rodop-daglari-dort-mevsim-misafirperverlige-acik/</link>
		<comments>http://umitdergisi.com/tr/2012/04/rodop-daglari-dort-mevsim-misafirperverlige-acik/#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 25 Apr 2012 10:48:20 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Ana Sayfa]]></category>
		<category><![CDATA[TARİH VE TURİZM]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://umitdergisi.com/tr/?p=2936</guid>
		<description><![CDATA[  Genel bilgi Rodoplar Bulgaristan’ın en geniş dağ grubudur ve Bulgar topraklarının yaklaşık yedide bir bölümünü kapsar. Rodop Dağı’nın adı Trakya kökenlidir. Rod-opa aslında nehir adı olarak, paslı/ kırmızımsı su anlamında yorumlanıyor.   Coğrafi konumu Bölgesel özelliklerinden dolayı Rodop Dağları Doğu (kısa) Rodoplar ve Batı (yüksek) Rodoplar olarak ikiye ayrılır. Bu iki bölümün arasındaki sınır [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><strong>  Genel bilgi</strong><br />
Rodoplar Bulgaristan’ın en geniş dağ grubudur ve Bulgar topraklarının yaklaşık yedide bir bölümünü kapsar. Rodop Dağı’nın adı Trakya kökenlidir. Rod-opa aslında nehir adı olarak, paslı/ kırmızımsı su anlamında yorumlanıyor.</p>
<p><strong>  Coğrafi konumu</strong><br />
Bölgesel özelliklerinden dolayı Rodop Dağları Doğu (kısa) Rodoplar ve Batı (yüksek) Rodoplar olarak ikiye ayrılır. Bu iki bölümün arasındaki sınır Kayaliyka ve Borovitsa nehirleri tarafından belirleniyor. Batı Rodoplar 8732 km² alanı kaplamakta ve Rodopların daha yüksek kısımlarıdır. Ortalama deniz yüksekliği 1097 metre olup en yüksek noktaları 1800- 2000 metrenin üzerindedir. Dağın doğu kesimindeki relief (yüzey üzerindeki yükseltme ya da çökertmeler) çoğunlukla dağlık ve tepeliktir. Ortalama deniz yükseklikleri sadece 320 metredir. Bu bölümdeki dağlık kesimler geniş, fakat önemli ölçüde daha kısadırlar.<span id="more-2936"></span></p>
<p><strong>  Batı Rodoplar</strong><br />
Boşa demiyorlar, Rodop Dağları büyülü bir yerdir. Bu güzel mekan bütün diğer dağlık alanlardan farklıdır. Rodop Dağları’nın bir gizemi ve geçmişi vardır.<br />
Dağda doğal zenginlikler boldur. Rodop köylerinde yaşayan insanlar nezaketli, misafirperverdirler ve büyük şehirlerin gürültüsünden uzaktırlar. Orada olan her şey doğaldır; yemekler, tabiat ve ziyaretçilere karşı sergilenen davranışlar.<br />
Rodap Dağlarında farklı turizm türleri uygulanabilir; kırsal, alternatif, ekolojik turizm ve mağara turizmi gibi. Yaşanılan güzelliklerin bir parçası otantik yerel ağız tadına ve şehir yaşamından tamamen kopmaya bağlıdır.<br />
Eğer Rodopları ziyaret etmeye karar verirseniz internette konuk evlerinde sunulan bir çok konaklama seçeneklerine göz atabilirsiniz. Böylece yaşanılanlar daha da değer kazanacaktır. Sabahları horoz sesleri ile uyanıyor, kahvaltıda ise yeni sağılmış ve kaynatılmış süt, börek, peynir ve yoğurt sunulmaktadır. Herşey yerinde ve birkaç dakika içinde hazırlanmakta.<br />
Arda, Gorna Arda, Trigrad, Yagodina, Devin, hepsi Rodopların yakınında bulunuyor ve tatil günlerinde birçok yürüyüş ve gezi fırsatı sunuyor. İyi işaretlenmiş ve bakımlı ekolojik yolların avantajlarından yararlanın.<br />
Bölgedeki bazı insanlar artık kırsal ve alternatif turizm uygulamasını başlatmışlar. Atlarla geziler, yürüyüşler ve bölgede çok sayıdaki mağaralara ziyaret imkanı sunmakatalar.<br />
Batı Rodoplardaki köyler çok güzeller. Sadece orada yaşayan insanlarla tanışmak için de olsa yolculuğa değer. İnsanlar misafirperver ve ziyaretçileri seviyorlar. Aynı zamanda anlatılan bir çok hikayede dağ insanının doğal bilgeliğini taşımaktalar.<br />
Köylerin çoğu karışık nüfusa sahip. İnsanlar etnik modelleri ve politik dürüstlüğü duymamışlar. Ama birbirlerine yardımcı oluyorlar. Hristiyan ve müslümanlar bayramlarını hep beraber kutluyorlar. Bir ziyaret bile farklılıklara rağmen insanların iyi niyetli olduğu inancını geri getiriyor.</p>
<p><strong>  Doğu Rodoplar</strong><br />
Doğu Rodoplar Balkanlar’da Trakya döneminin megalit kültürünün anıtlarına sahip en zengin dağlardır. Dağ „Taş insanlar ülkesi” olarak adlandırılır. Dağın bu kısmındaki en büyük ve en doğal nehri Arda nehridir. Nehrin kıyısında bu antik kültüre ait binlerce anıt &#8211; höyükler, tapınaklar, mezar odaları, mağaralar, kaleler vs &#8211; bulunmuştur.<br />
Doğu Rodoplar doğal fenomenler bakımından da zengindir. Burada piramit, mantar, hayvan ve insan figürleri gibi çok sayıda ilginç şekillere sahip kaya figürleri bulacaksınız.<br />
<strong>Tercüme eden: Seycan Ali, Kaynak: www.bulgariainside.com</strong><br />

<a href='http://umitdergisi.com/tr/2012/04/rodop-daglari-dort-mevsim-misafirperverlige-acik/rodoplar2/' title='rodoplar2'><img width="150" height="150" src="http://umitdergisi.com/tr/wp-content/uploads/2012/04/rodoplar2-150x150.jpg" class="attachment-thumbnail" alt="rodoplar2" title="rodoplar2" /></a>
<a href='http://umitdergisi.com/tr/2012/04/rodop-daglari-dort-mevsim-misafirperverlige-acik/rodoplar3/' title='rodoplar3'><img width="150" height="150" src="http://umitdergisi.com/tr/wp-content/uploads/2012/04/rodoplar3-150x150.jpg" class="attachment-thumbnail" alt="rodoplar3" title="rodoplar3" /></a>
<a href='http://umitdergisi.com/tr/2012/04/rodop-daglari-dort-mevsim-misafirperverlige-acik/rodoplar6/' title='rodoplar6'><img width="150" height="150" src="http://umitdergisi.com/tr/wp-content/uploads/2012/04/rodoplar6-150x150.jpg" class="attachment-thumbnail" alt="rodoplar6" title="rodoplar6" /></a>
<a href='http://umitdergisi.com/tr/2012/04/rodop-daglari-dort-mevsim-misafirperverlige-acik/rodoplar8/' title='rodoplar8'><img width="150" height="150" src="http://umitdergisi.com/tr/wp-content/uploads/2012/04/rodoplar8-150x150.jpg" class="attachment-thumbnail" alt="rodoplar8" title="rodoplar8" /></a>
<a href='http://umitdergisi.com/tr/2012/04/rodop-daglari-dort-mevsim-misafirperverlige-acik/rodoplar9/' title='rodoplar9'><img width="150" height="150" src="http://umitdergisi.com/tr/wp-content/uploads/2012/04/rodoplar9-150x150.jpg" class="attachment-thumbnail" alt="rodoplar9" title="rodoplar9" /></a>
</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://umitdergisi.com/tr/2012/04/rodop-daglari-dort-mevsim-misafirperverlige-acik/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Bulgurun Faydaları</title>
		<link>http://umitdergisi.com/tr/2012/04/bulgurun-faydalari/</link>
		<comments>http://umitdergisi.com/tr/2012/04/bulgurun-faydalari/#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 25 Apr 2012 10:45:09 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[ANNEMİZİN KÖŞESİ]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://umitdergisi.com/tr/?p=2933</guid>
		<description><![CDATA[İçerdiği folik asitten dolayı çocuk ve hamile kadınlar için önemli bir besin kaynağıdır. Bebeklerde beyin gelişimi hamileliğin ilk üç ayında gerçekleşmektedir. Dolayısıyla hamileliğin ilk üç ayında folik asit yıkımı olmaktadır. Bu yıkıma karşı hamilelerin bol miktarda folik asit almaları gerekmektedir. Bulgur hem protein ve hemde enerji kaynağıdır. 100 gr. et günlük protein ihtiyacının yarısını sağlarken [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>İçerdiği folik asitten dolayı çocuk ve hamile kadınlar için önemli bir besin kaynağıdır. Bebeklerde beyin gelişimi hamileliğin ilk üç ayında gerçekleşmektedir. Dolayısıyla hamileliğin ilk üç ayında folik asit yıkımı olmaktadır. Bu yıkıma karşı hamilelerin bol miktarda folik asit almaları gerekmektedir.<br />
Bulgur hem protein ve hemde enerji kaynağıdır. 100 gr. et günlük protein ihtiyacının yarısını sağlarken 100 gr. bulgur ise bitkisel protein ihtiyacının % 25-35 ini verir. Bu bakımdan bulgur değerli bir gıdadır.<span id="more-2933"></span><br />
Bulgurda glutamik isimli amino asit çok fazladır. Bu asit beyin ve sinir hücrelerinin çalışmasına yarar.<br />
Bulgur iyi çiğnenerek yenmelidir. Bol salata ve turşu ile yenirse hazmı kolay olur.<br />
Bulgur bakliye bitkilerinin protein değerini artırır. Karbonhidrat değeri düşük protein değeri yüksektir. Bulgurda bulunan B1 vitaminleri sinir ve sindirim sisteminin çalışmasında önemli rol oynamaktadır. Oldukça besleyici ve doyurucudur. Bulgurdaki besin değeri ekmek ve makarnadan daha yüksektir.<br />
Bulgurun raf ömrü diğer gıdalardan daha yüksektir. Kolesterol içermez. Radyasyonu emmez. Doymamış yağa sahiptir ve toplam yağ oranı düşük olduğu için sağlıklı bir besin maddesidir. Sahip olduğu besin özelliklerinden dolayı tek başına tüketilebilen bir üründür.<br />
Bulgur lif içeriği yüksek olan bir besindir. Kan şekeri düzeyinde çok fazla dalgalanmalara neden olmaz, bağırsak ve kalp-damar sağlığını koruyucu etkisi vardır.<br />
Ortadoğu mutfağının vazgeçilmezlerinden olan bulgur kullanım alanı da günden güne genişliyor. Bulgur protein karbonhidrat fiber gibi içerikleri sayesinde giderek daha da önemli bir besin haline dönüşüyor. Üstelik çeşitli sağlık kuruluşlarının da vurguladığı gibi bulgurun kanser başta çeşitli kronik hastalıklarla karşı önemli bir besin olduğu biliniyor.<br />
Bakliyatlarla beraber tüketildiğinde besin değeri daha fazla artar.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://umitdergisi.com/tr/2012/04/bulgurun-faydalari/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Elmalı Bonbon Kurabiye</title>
		<link>http://umitdergisi.com/tr/2012/04/elmali-bonbon-kurabiye/</link>
		<comments>http://umitdergisi.com/tr/2012/04/elmali-bonbon-kurabiye/#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 25 Apr 2012 10:43:34 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[ANNEMİZİN KÖŞESİ]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://umitdergisi.com/tr/?p=2930</guid>
		<description><![CDATA[Malzemeler: 2 yumurta, 250gr margarin, 2 yemek kaşığı yoğurt, yarım su bardağı şeker, 5 su bardağı un, 1 paket kabartma tozu, 2 paket vanilya, hindistan cevizi. İçi için: 6 iri boy elma, yarım su bardağı şeker, 1 tatlı kaşığı tarçın, 50gr ceviz veya fındık içi. Dışı için: 2 su bardağı şeker, 1,5 su bardağı su, [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Malzemeler:</strong> 2 yumurta, 250gr margarin, 2 yemek kaşığı yoğurt, yarım su bardağı şeker, 5 su bardağı un, 1 paket kabartma tozu, 2 paket vanilya, hindistan cevizi.<br />
<strong>İçi için:</strong> 6 iri boy elma, yarım su bardağı şeker, 1 tatlı kaşığı tarçın, 50gr ceviz veya fındık içi.<span id="more-2930"></span><br />
<strong>Dışı için:</strong> 2 su bardağı şeker, 1,5 su bardağı su, 1 tatlı kaşığı limon suyu, hindistan cevizi.<br />
Hazırlanması: Bir kabın içine eritip ılıttığınız margarini, yoğurdu, yumurtaları ve şekeri alıp çırpma teliyle karıştırın. İçine elenmiş unu, kabartma tozunu, vanilyayı ekleyip özlü bir hamur yoğurun. Hamuru 10 dak. dinlendirin. Bu arada elmaları soyup rendeleyerek şeker ilavesiyle elmalar suyunu bırakıp çekene dek pişirin. Sonra tarçın ve ceviz içini ekleyip karıştırın. Hamurdan ceviz büyüklüğünde parçalar koparıp yuvarlayın. İşaret parmağınızla hamurun iç kısmını oyarak mümkün olduğunca inceltin. Hamurların boşluklarına soğuyan elmalı içi doldurup hamurun ağız kısmını büzerek kapatın. Yuvarlak şekildeki hamurları yağlanmış fırın kabına dizin ve ısıtılmış 190C fırında kurabiyelerin altı ve üstü pembeleşene kadar pişirin. Bu arada dışı için şekeri ve suyu 5 dakika kaynatın. Limon suyunu ekleyip 1 dakika daha kaynatmaya devam edin ve sonra şerbeti iyice soğutun. Kurabiyeleri fırından alır almaz soğuk şerbetin içine bırakın. 5-10 dakika daha altüst ederek kurabiyelerin şerbeti emmesini sağlayın. Daha sonra kurabiyeleri şerbetten çıkararak hindistancevizi içinde yuvarlayarak servis tabağına alın.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://umitdergisi.com/tr/2012/04/elmali-bonbon-kurabiye/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
	</channel>
</rss>

